Bilmiyorum

|
Son bir nefes daha. Kanlı karanlık rüyalarımdan uyanıp bu yazı da mı melankolik diyenlerin farklı olmak adına yapılan her adımın temelinin çöküntüsünün üzerine sıçıyorum. Sar başa sar, dön ve bak ardımdan yokluğuma. Unut öğretili hesaplamalarını, karada yaşamaya zorlanan su kaplumbağası gibi, küfürlerini ve bildiklerini kussun dört bir cihan, kalesi olmuşsa dünya hapishanelerinizin, huzuruna sokayım adalet.

Kapılar kapanırken yüzüme

|
Son sigaramdan bir nefes daha çekerken alevinde kafam yükseliyor, geriden gelen sesler beynimi tırmalıyor ve perde açılıp sahneye atılıyorum tanrının yatak odası beni beklemekte, üç çocuk koşuyor önüm sıra kovarlarken birbirlerini bomba patlıyor hayal fazlası kelimelerin üzerine, susuyor kaldırımlar, ve kaçışıyor kuşlar ağlayarak bu diyarlardan uzaklaşma çabalarına istinaden. Köşede kayanın üzerine oturmuş sarışın genç piyanosunu tuşluyor bilinmedik kodlar girip mahallenin kafasını karıştırıyor, kapısını çalıyorum adaletin, kapıyı Azrail açıyor, dünyada üzgün bir sen misin içinde ne var? Silahını temizliyor mahalle muhtarı, gökkuşağının afişini hazırlıyor ressamı sokakların, dibine işiyor üç beş polis ve sen yoksun bu dünyada, içine çekilen sadece kin ve doldurulan mermilerden başka barut kokusu hakim karanlığa, ve soğuk kaplıyor tırnaklarımın üzerini, cebimde taşıdığım kanlı bıçak, ölüme teşebbüsle yargılanan birinden hediye, hakimi intihar etmiş koşarak atlamış balkonundan, mahkemesi tozlu raflara kaldırılmış, sayılarda boğulmuş binler üzerime geliyor kalabalık boyunca seyreden lambalar altında, bense köşe başında eski aşklarıma mektup yazıyorum, ,adresi belli olmayan şehirlere atıyorum kartları birer birer, üç oda bir salon mezarlıklara çağırıyor düzen, bense son sigaramdan son dumanı çekiyorum içime gözlerim kapalı ve bırakıyorum kendimi boşluğuna tanrının.

Yaşamak için

|
Her şeyi yarım yaşıyormuşuz gibi geliyor bazen. Mutlulukların tadı hep damağımızda kalıyor. Başımıza gelen tüm felaketleri, iki gecelik gözyaşıyla dindiriyoruz. Çabuk unutuyoruz olup biteni ve bazen, hüznü yaşamayı bile beceremiyoruz.

Oysa hayat, ardımızı toplayan, bıraktığımız yarımlarımızı eteğinin altına saklayan kıskanç bir kadın gibi bekliyor bizi. Biriken pişmanlıklarımıza son bir damla daha ekleniyor bağıra çağıra. O yüzden, en küçük hatalarımızla bile baş edemiyoruz zaman zaman.

Hayat yüreğimize öyle bir sevda üflüyor ki boğazından, ciğerimiz, kalbimiz ve bize ait olan her şey ona koşuyor, kusursuz bir teslimiyetin en temel direği oluyor ruhumuz. Sonra sönüyor ışıklar yavaş yavaş, sevdanın üzerine konduramadığımız tozlar, gittikçe daha da belirginleşen kara lekelere dönüşüyorlar.

Geçiyor o ilk hevesler, o ilk öpüşler ve daha kaç ilkimize bulaşmışsa o kıskanç kadının nice eseri. Aklımızı esirgediğimiz gerçek yaşamın üzerinde, gömleğin kolundaki ikinci ütü izi gibi eğreti duruyoruz. Süzgecin altında bıraktığımız yarımlarımız, posasındaysa yaşadıklarımız kalıyor sadece.

Hayat, hasediyle bir bir döküyor eteğinde bize ait ne varsa. İşte tam o anda, aklımızı çeliyor tüm gidişler. Bir sahil kasabası, bir orman, belki beş yüzyıllık bir çınarın yamacı, bir küçük tekne. Kendimizi boğan zincirlerden bir hırsla kurtulup ona varmak istediğimiz en uzak yer! Sanki giderken, ardımızdaki yol ışıklarını da söndüreceğiz birer birer. Sanki içimizdeki fırtınalar bizimle gelmiyorlar ve o yüzden giderken acıda olsa gülümse diyor içimizdeki şeytan. Ama en büyük aşklar, insanı en sevdiği şehirden kaçırtanlar değil ki, bunu göremiyoruz.

Dünyanın en koca yükü bizim omuzlarımızda gibi geliyor, yalnızlık mengenesi bir bizi sıkıştırıyor tüm hırsıyla. Giderken, varacağımız o ıssız, o kimsesiz, o yabancı yerlerde, sadece kendimizin duyacağı çığlıklarımızı hayal ediyoruz.

Yüreğimdeki 'gidecek' listelerim her gün daha da çoğalıyor. Kendimi o listede görür müyüm diyerek, açıp açıp yüreğime bakıyorum sürekli. Ne zaman karşıma çıkıp, aklımı çelse bir çift tutkulu bakış, kendi kendime bir kez daha soruyorum: gitmeli miyim? Bu bana ait izlerlerle dolu güzel şehrimden, her sabah gülümseyerek selam verdiğim komşularımdan, faturaların arasından bulduğum sürpriz mektuplarımın emanetçisi posta kutumdan, ailemden, her şeyden vazgeçip gitmeli miyim?

Bugün tekrar yüreğime bakacağım, elvedaların yerini merhabalar almışsa eğer, gitmemek için bir nedenim daha olacak ve ben o nedenden sımsıkı tutunup burada kalacağım. Savaşmadan, hesap sormadan, isyan etmeden. Sadece ve sadece yaşamak için.. Nefes alıyorum..

olmuyor

|
huzurlu akşamlar, alkolsüz sabahlar, alınmış uykular, ağzı nane kokan düzgün insanlar..